7. Bazı Tezatlar
AKP türban yasağını neden kaldırmıyor?
●Her parti, diğer partileri kötülemek ve kendisine oy kazandırmak için, bir takım suçlamalarda, eleştirilerde bulunur. Fakat bu eleştirilerin de hem kendi içerisinde tutarlı hem de eleştiriyi yapanların diğer iddialarıyla çelişkisiz olması gerekir. Maalesef şu son günlerde AKP’ye yapılan tenkitlerin bazıları, artık seçmenin zeka düzeyine hakaret boyutuna varacak kadar mantık dışına çıkmaya başlamıştır.
●Örneğin “AKP, tek başına iktidardı. İstese türban yasağını kaldırırdı. Ama kaldırmadı. Ve yine parti programına almadı. O bu sorunun devam etmesini istiyor ki, oy toplayabilsin.” Aslında özellikle son ayların gündemini takip eden biri, bu eleştiriyi samimî olarak dile getiremez. Nitekim ‘367 kararı’ göstermiştir ki, şu anki anayasa mahkemesi çoğunluk itibariyle, hukuku kendi ideolojik görüşlerine alet eden üyelerden oluşmaktadır (bkz: 367 Kararı).
●Yani AKP böyle bir yasa çıkartsaydı, bunu mutlaka Anayasa Mahkemesine götüren çıkacaktı. Ve mahkemeden nasıl bir karar çıkacağını da hepimiz tahmin edebiliyoruz. Üstelik Genelkurmay Başkanlığı da 27 Nisan bildirisinde tesettürü ‘çağ-dışı’ ve ‘tehdit’ olarak nitelendirdiğine göre (bkz.: Ordu ve Cunta), böyle bir yasa karşısında suskun kalmayacaktı. CHP’nin ve YÖK’ün de, türban yasağının kaldırılmasına karşı her türlü mücadelede bulunacağını, kendi beyanlarından biliyoruz.
●Öyleyse bu sorunun çözülebilmesi için, önce milletçe türbanın okullarda serbest bırakılması gerektiğine dair bir genel kanaat gelişmesi lazım. Peki Erdoğan, bu konuda her zaman ne dedi? “Bu sorunun çözülmesi için toplumsal mutabakat lazım” dedi.
●Eleştirinin çelişkili olması ise şurdan kaynaklanmakta: Aynı eleştiriyi yapanlar, Cumhurbaşkanı seçimi konusunda, AKP’ye ‘uzlaşı’ aramadan, diğer kurumlarla ‘uyum’ sağlamadan, sadece sandalye çoğunluğuna güvenerek, Cumhurbaşkanı seçmeye kalkmasını eleştiriyor. Bu konuda öyle yapmadı işte. CHP’nin, Anayasa Mahkemesi’nin, YÖK’ün ve muhtemelen TSK’nın tutumlarıyla bir kriz çıkacağını öngördüğü için ‘uzlaşı’ lazım dedi ve şu an öyle bir uzlaşı olmadığı için, yasayı çıkartmadı. Bu sefer de “çoğunluğu vardı, niye yapmadı” diye eleştiriliyor. Bu ne kadar samimi bir tutum sizce?
●Ayrıca AKP’nin, bir önceki seçimde de topluma, türban yasağını kaldıracağına dair hiçbir vaatte bulunmadığını, bu konuda seçim öncesinde bile “toplumsal mutabakat gerekli” dediğini de unutmamak lazım.
Mehmet Ağar, DP çizgisi ve Ordu
●Sayın Ağar, son haftalarda aralıksız olarak şu şekilde açıklamalarda bulunuyor:
“Biz hükümette olsaydık, kesinlikle ordudan bir muhtıraya muhatab olmazdık, böyle birşeye sebep verecek girişimlerde bulunmazdık. Bizim çizgimiz ve söylemimiz gayet açık ve net. Orduyla hiç bir zaman en ufacık bir anlaşmazlığımız olamaz. Ayrıca türban yasağını da tek kaldırabilecek parti Demokrat Partidir. Çünkü bu partinin tarihî çizgisi itibariyle, hiç bir rejim karşıtlığı şaibesi olmadığı ve daima kurumlarla uyum içerisinde olduğundan, bizim hükümetimizin çıkartacağı yeni bir düzenlemeye kimse karşı çıkmaz.”
●Sayın Ağar bu cümleleri gerçekten de Türk milleti huzurunda sarfediyor. Acaba herkesin balık hafızasına sahip olduğunu mu düşünmekte? Kendisinin o meşhur ‘düz ova’ söyleminden sonra, Genelkurmay Başkanlığı tarafından sert bir bildiriyle uyarıldığını, kendi görüşlerinin açık seçik eleştirildiğini unutmadık. AKP’nin bu konuda kendisine arka çıktığını da unutmadık. Ayrıca hiç bir kurumla herhangi bir uyuşmazlığı söz konusu olmayan tarihî bir çizgiye sahip olduğunu iddia ettiği Demokrat Parti’nin bizzat kurucusunun idam edildiği de kimse tarafından unutulmadı.
AKP ve PKK
●Son haftalarda bir takım gazetelerde üstü örtülü, bazı internet platformlarında ise açık seçik AKP ile PKK arasında bir işbirliği olduğu, PKK’nın AKP’nin hükümette kalmasını istediği şeklinde iddialar dolaşıyor. Gerekçe olarak da AKP’nin hala Kuzey Irak’a girmediği gösteriliyor.
●Şimdi Kuzey Irak’a girmekle PKK terörü birkaç hafta içerisinde ebediyyen bitirilebilecek mi, oradan geri çıkabilecek miyiz, uluslararası bir krize girip, şimdikinden çok daha büyük belalara mı saplanacağız, bütün bu soruları bir tarafa bırakalım. Bu iddialarda bulunanların da altını sıkça çizdiği gibi, PKK’nın lojistik ve stratejik beyni Kuzey Irak’ta bulunmakta. Yani herşeyden önce PKK’nın lojistik ve stratejik bir beyni mevcut. Rastgele, canı istedikçe eylem yapan değil, bir takım uzun ve orta vadeli planlamalar çerçevesinde, nerede ne zaman hangi sıklıkla ne yapacağını düşünerek, hareket eden bir terör örgütü.
●Şimdi bu örgüt AKP’yi gerçekten destekliyor ve yine tek başına hükümet olmasını istiyorsa, neden bu seçim döneminde, bu işten en çok AKP’nin oy kaybedeceği aşikâr olduğu halde, saldırılarını bu denli arttırdı? Bu soruya neden kimse herhangi bir cevap vermiyor ve bu iddialara inananların aklına, bu aslında göz önünde olan soru, nasıl oluyor da bir an olsun gelmiyor?
●Cevabı açık: İdeolojik at gözlükleriyle bakıldığında, ‘düşman’ olarak gördüğümüz kişilerin aleyhine olan her iddia doğru, lehine olan her iddia ise yalandır. Bundan öteye herhangi bir açıklama, analiz, sorgulama gereksizdir.